kendimle ilgili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kendimle ilgili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çakal olacaksın ama...

Evet, bu dünyada çakal olacaksın. Ama başkasının hakkını yemek için değil, kendi hakkını korumak için. Dünya öyle bir noktaya geldi yani. Kendi hakkını korumak için bile çakal olmak zorundasın artık. Kendi hakkını korumak için çakal olan insanları severim. Zaten vicdanlı bir hayat da böyle mümkün değil midir?

NET OLMANIN VERDİĞİ İYİ HİS…

Bazı konularda net olmak güzel. Bir arkadaşım bir konu hakkımdaki görüşümü sordu. Pat pat hemen cevap verdim. “İşte böyle olmalısın hayatta” dedi. Bu bana söylediği an kendimi çok iyi hissettim.

KIRILMASIN DİYE…

Karşıdaki kişi kırılmasın diye çekinmemelisin bence. İşin mi var, sohbeti bitir. Bir yere davet mi etti? Gitmek mi istemiyorsun? Gitme. Karşındaki kişinin gözünde bunları yaparak daha da büyürsün bence.

Hayran olduğum kişisel gelişim sözü...

Kader, gayrete aşıktır sözü. Hayran olduğum sözlerden biridir. Klasik bir sözdür. Ama bendeki etkisi hala ilk günkü gibidir.

UZMANA GEL…

Bilinç temizleme uzmanı. Hayatımızda yeni yeni böyle uzmanlar türedi.

TARİH VİDEOLARINDA YENİ BİR SOLUK…

Halil İbrahim Göker’in tarih shorts videoları. Harika videolar. Bu çocuk işi biliyor. Önü çok açık bu çocuğun.

PRENS, OSMANLI’YA DA EL ETTI…

Prens dizisinin 3. Sezonunda Osmanlı Devleti de olaya dahil edilmiş. Bakalım buna tepkiler nasıl gelecek?

GEÇMEYEN HUZURSUZLUK…

İçinizde geçmeyen bir huzursuzluk var mı? Mutluluğun anahtarı, bu soruya vereceğiniz cevaptan geçiyor bence.

YETENEĞİN VARSA YIRTTIN DEMEKTİR…

Eğer bir yeteneğiniz varsa YouTube’da başarılı olmamanız için hiçbir neden yok bence.

BÖYLE BİR İŞİM OLSA SÜPER OLURDU…

Bir işin olacak. İş nedeniyle oraya buraya gideceksin. Otellerde kalacak, gittiğin yerin kendine özgü yemeklerinden yiyeceksin.

Skeç izleyip, pandemi nostaljisi yapmak...

Çok Güzel Hareketler Bunlar 2’nin pandemi dönemindeki, seyircisiz skeçlerinden birini izledim. O günlere gittim yine. Sanki gerçek değilmiş gibi yaşadıklarımız.

HER AN BİR ÇILGINLIK YAPABİLİRİM…

Bazen yeni br blog açma isteği duyarım. Eski bloglarımdan sıkıldığımı hissederim. Yine böyle bir dönemdeyim. Her an yeni bir blog açabilirim.

ZİRVEYİ SEVDİ…

Dün akşam Eşref Rüya’nın yeni bölümünü izleyemedim. Ama reytinglere baktım. İki reyting listesinde de zirvede yer almış yine.

İNTER…

Şampiyonlar Ligi’nde final belli oldu. İnter ve PSG oynayacak. Bence İnter alır. Bu iki takımın final oynayacağını kimse tahmin edemezdi herhalde.

FB, YİNE ŞAMPİYON OLAMAYACAK…

Ali Koç açıklamış. Mourinho kalacakmış. Şimdiden söylüyorum o zaman: Fenerbahçe gelecek sezon da şampiyon olamayacak. Bunun anlamı budur.

 

İşin özü yazmak...

Bazen yazma pratiği olsun diye saçmalamayı önerirler. Peki nasıl saçmalamak? Bana saçmalama örneği bir yazı gösterir misiniz? Nedense her zaman bir örnek görmek isterim. Kendim direk bir şeyi yapamam. Önce örneği göreceğim, durumu kavrayacağım sonra da kendim o şeyi yapacağım. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı sonuçta değil mi? Yazılarımda yargı dağıtmayı da sevmiyorum. Ben sadece olanı yazmak istiyorum. Hiçbir şeyi beğenmeyen yazar takımından olmak istemiyorum. Her şeye bir kulp bulan yazarlardan da olmak istemiyorum. Bazen sadece olanı yazmak istiyorum. Yorumsuz bir şekilde. Tarihe not düşmek derler ya. İşte sadece not düşmek amaçlı yazmak istiyorum. Yani işi özü yazmak. Her zaman yazmak.

Slov şarkı dinlemeye hakkım var mıydı?

Gece yarısına çok az kaldı. Eskiden gece yarılarında programlar olurdu televizyonlarda. Sonra radyoları dinlerdik. Geceleri slov şarkılar çalardı radyolar. Olmayan sevgilimizi düşünerek dinlerdik o şarkıları. Bir yerde okumuştum. Aşk şarkıları dinleyip hüzünlenmek için illa bir aşk acısı çekiyor olmanız gerekmiyor diyordu. Evet, doğru aslında. Ama bu utanılacak bir şeydi sanki. Sevgilin yoksa ve daha önce hiç aşk acısı çekmediysen bu slov şarkıları dinlediğini söylemeye hakkın yok gibiydi. Belki de böyle bir şey hiç olmadı. Ben saçmalıyorum. Belki de kendi kendime düşünüyordum bunu. Bir sevgilim yoktu ve hiç aşk acısı çekmemiştim. O zaman bu şarkıları dinleyip niye hüzünleniyordum? Buna hakım var mıydı? Bir ton saçmalık işte.

Kişisel Blog Notları #1

*Eşref Rüya dizisi tutmuştur. Reytingler bunu gösteriyor zaten. Ben de diziyi sevdim. Şu an için senaryo çok iyi gidiyor. Senaryolar genelde çok iyi başlıyor zaten. Önemli olan devamının nasıl geleceği.

*Bazı konularda çok detaycıyım. Evet, bu yanımı seviyorum. Ama beni çok yoruyor.

*Galatasaray, Okan Buruk ile 3. Şampiyonluğuna doğru gidiyor. Bundan sonra asıl sorulması gereken soru şu: Galatasaray, gelecek sene de Okan Buruk ile devam etmeli mi?

*Bizimkiler, Atv’de yeni başlayan Sustalı Ceylan dizisini izlemeye başlamışlar ve beğenmişler. Daha diziyi doğru dürüst izleyemedim. Ama pek benlik bir dizi değil gibi.

*Bizim uyduda yine problem var. Sinyal yok hatası alıyoruz. Uyducuyu çağırdık. Dün gelecekti gelmedi. Canı ne zaman isterse gelecek işte.

 

Hayallerimize ulaşmanın yolu...

Hayattan ne istediğimi detaylı bir şekilde yazmadım hiç. Ne istediğimi hiç yazdım mı peki? Belki bir defa. Bununla ilgili yeni bir video izledim. Videoda, sadece hayalimizi değil, hayalimizi en küçük detayına kadar yazmamız gerektiği söyleniyordu. Anladık ki, bu detay olayı çok önemliymiş. Tabi sadece yazmak yetmiyor. Bir de onu hayal etmek, ama gerçekmiş gibi. Yoğun duygularla. Birkaç madde daha söylendi videoda ama aklımda kalan bu iki madde oldu. Hayal etmekte çok önemliymiş. Beyin, gerçek ile hayali ayıramıyormuş. Beynimiz bu ayrıma nasıl varamıyor, hala şaşarım. İşin temeli bunlara dayanıyor işin özeti. Şimdi bunları denemeye var mısınız? Hayallerimize ilk adımı atıyor muyuz?

Sıkılmak, mutlu olmak ve yarım bırakmak...

Öyle büyük büyük cümleler kuracak değilim. Benim cümlelerin her zaman kısadır ve özdür. O kadar detaya girmeyi sevmem. Sıkılırım. Gerçi benim sıkılmadığım hiçbir şey yok. Aslında sıkılmanın iyi olduğu ve yeni şeyler üretmek için bulunmaz bir fırsat olduğunu söylüyorlar. Sanırım ben bu fırsatı bu zamana kadar değerlendiremedim. Fırsatları değerlendirme konusunda iyi miyim? Bugüne kadar önüme bir fırsat geldi mi ki, onu bile bilmiyorum.

İNTERNET OLMASAYDI...

Aslında çoğu şeyi bilmiyorum. Bilmemenin de mutluluğun bir yolu olduğu söylenir. Bu mutlulukla ilgili de ne çok şeyler söylenir değil mi? Aslında internet olayı çıkmasa kaç kişi mutlu olmayı kafaya takardı ki? Kafaya takmak. Evet, kafaya taktığım birkaç şey vardır hayatımda. Ama bunların ne olduğunu sormayın lütfen bana. Bazı şeylerin gizli kalması gerekir. Yahu ben bazı şeyleri kendimden saklarken size nasıl söyleyebilirim. İnsan kendinden bir şeyler saklar mı? Evet, saklar. Hem de nasıl.

YARIM BIRAKMAK…

Elimdeki çayı yarıda bıraktım. Bugün çok içtim ya. Artık gitmiyor bu bardak. Bu da böyle kalsın, içilmemiş, yarım. Hayatta bazı şeyleri yarım bırakırız değil mi? Bazen bizim tercihimizdir, bazense hayatın bize dayatması. Hayatın bize dayatması. Acaba doğru bir ifade oldu mu diye düşünüyorum. Bakış açısına göre değişir.

YAPAMAMANIN GETİRDİĞİ GÜZELLİKLER…

Ben çok fazla sert bir açıdan bakmamak gerektiği düşüncesindeyim. Hayatın bize izin vermediği şeyler sonradan bize güzellikler olarak dönüyor. Yani her şeyi yapma şansımız yok. Ne kadar istesek de. O yüzden bir şey olmuyorsa olmuyordur. Zorlamanın alemi yok. Zorladıysak ve olmadıysa, kafaya takmanın alemi yok.

Yapmayarak pişman olmak...

*Hayatta yaptığın bir şeye mi pişman olmak  yoksa yapmadığın bir şeye mi pişman olmak? Ben yapmayarak pişman olmayı tercih ederim. Yaparak pişman olmak daha fazla üzer beni. Gün gelir görüşüm değişir, o ayrı.

*Gün boyu maç izleyerek geçirebilirim bir günü.

*YouTube’dan açıp Hababam Sınıfı’nı izlemem. Ama televizyonda denk geldiğimde izlerim. Sizce neden böyle?

*Beşiktaş taraftarının çok istediği şey olacak ve Şenol Güneş, Beşiktaş’a gelecek gibi.

*Müzik çalarken yazı yazamam normalde. Şu anda arka planda müzik çalarken yazmayı deneyeceğim bakalım.

*90’ların bir Pazar gününe gitmek isterdim. Kasetli olan o günlere. Dokunmatik telefonların olmadığı falan. Böyle uzar gider bu liste.

*Sayfalar dolusu kitaplar yazmak isterdim. 300-500 sayfalık. Yıllar önce bir roman okumuştum. 750 sayfa kadar. Onun gibi bir kitap yazmak isterdim.

*Amelie filmi çok sevilen filmler arasında. Ben de izledim. Ama bana hitap etmedi.

*Ara ara Yunus Emre dizisinin müziklerini dinlerim. Huzur verir bana.

*Nilay Örnek’in, Nasıl Olunur adında podcast yayını var. Alanında bir yerlere gelmiş kişiler geliyor ve anlatıyor. Kendime soruyorum şimdi, “Nasıl olunurmuş öğrendin mi?” diye. Bu sorunun cevabında kararsızım.

*Ekip biçip geçineceğimi bilsem hayatımı ekip biçmeye verirdim. Şu iş stresinden de kurtulurdum.

*Artık eskisi gibi hiçbir kanal Turist Ömer filmlerini yayınlamıyor. Keloğlan’ı da yayınlamıyorlar artık. Hiç olmazsa Pazar günleri öğleden sonraları için yayınlanmalılar.

 

Yemek videolarına hamburgerli çözüm...

     Tepkikolik’te yemeklere tepki bölümü var. Yemek yiyip, “Güzel veya kötü” diyorlar. Ya biz ekranda izleyenler ne yapsın? Bundan sonra böyle videolar izlemeden hamburger sipariş edeceğim. Onlar yemek yerken ben de hamburgerimi yiyeceğim. Bu videolara ancak böyle çözüm bulabilirim.

MEĞER ÇOK ÜNİVERSİTE İYİ DEĞİLMİŞ…

     Meğer her ile üniversite açılması güzel değilmiş. Meğer büyük şehirlerde yaşamak güzel bir şey değilmiş. Türkiye’nin çözülmesi gereken sorunlarından bunlar da. Biz millet olarak sayıya çok önem verip, kaliteye önem vermiyoruz. Çok üniversite bunu gösteriyor işte.

GÜZEL BELGESEL YAPAN İYİ KAZANIR…

     Şu aralar güzel belgesel yapabilen birileri çıkarsa parayı götürür. Olayları veya kişileri, tarafsız ve hakkını vererek belgesel yapanların çok iyi ekmek yiyeceği dönem bence.

Kişisel gelişim için YouTube kanalı mı açmak lazım?

     Kendini kişisel geliştirmenin yolu kendine YouTube kanalı açmaktan mı geçiyor? Direk bunu söyleyen olmadı. Ama ne yapmak istiyorsak bunu hemen hayata geçirmemizi söyledi dinlediğim kişisel gelişimciler. “Kitap mı yazmak istiyorsun, hemen yazmaya başla. YouTube kanalı mı açmak istiyorsun, hemen aç” gibi öğütler vardı mesela bugün dinlediğim bir videoda. Ama şu bir gerçek: Kendini göstererek bir YouTube kanalı açacaksan bu bir cesaret ve belli bir şeyleri aşmaktır kendi içinde.

HİÇ BİR ŞEY OLMADIĞINDA İZLENEBİLECEK BİR DİZİ… 

     Bir Peri Masalı dizisinin devam edeceğini düşünmediğimi daha önce yazmıştım. Yine aynı fikirdeyim. Ama hiç olmazsa izlenecek bir şey olmadığında izlenecek türden. Senaryo çok iyi düşünülmüş. Belki de dışardan alınma dizidir. Önemli olan diziyi devam ettirebilmek. Mantıklı olarak. Saçmalamadan.

ÖNEMLİ OLAN REYTİNG, AHLAK DEĞİL…

     Mutfak programlarından bir tanesinde daha önce o programdan para kazanmaya çalışan bir yarışmacıyı yeniden programa davet etmişler. Yani kanal diyor ki, “Benim için reyting önemli. Yoksa daha önce sahtekarlık yapmış olması önemli değil.” Her şey para olmuş dostlar. Her şeyin para olduğunu bilmiyor muyum? Biliyorum. Ama insan büyük kanala yakışır bir davranış bekliyor ister istemez.

MEVZULAR AÇIK MİKROFON’A KATILANLARIN BEDEN DİLLERİ…

     Oğuzhan Uğur, YouTube kanalında doğru adımlar atmaya devam ediyor. Mevzular Açık Mikrofon’a katılan siyasi liderlerin beden dilleri ne söylüyor? İşte bunun analizini Aşkım Kapışmak’a yaptırıyor yeni programında. İlk olarak Ümit Özdağ’ı analiz etmiş. 10 dakika bi izledim. Aklımda kalan cümlesi şu oldu: “Karşınızdaki kişinin ayakları yalan söylemez. Artık gözler de yalan söylüyor.”

 

Bu aralar hiç bir şeye odaklanamıyorum...

*Bu aralar ne izlediğim videolara ne filmlere, ne de okuduğum kitaplara odaklanamıyorum.

*Boşuna dememişler, “Allah iyi insanlarla karşılaştırsın” diye.

*Kalabalık sofralarda yemek yemek çok güzel oluyor.

*Havanın kararmaya başlaması ve ona yağmurun eşlik etmesi. İşte böyle havayı da severim.

*Beşiktaşlı futbolcu Atiba, sudan başka bir şey içmiyormuş içecek olarak. Ben de böyle yapabilir miyim acaba?

*Bu akşam sesli şekilde kitap okumak istedi canım. Birkaç sayfa okudum. Ama hemen yoruluyorum.

*Roman nedir? Roman, toplumun yansımasıdır.

*Çok güzel kısa hikayeler okudum bugün.

*Erdoğan açıkladı. Faiz düşmeye devam edecek.

*Görünen o ki, ilk turda kimse Cumhurbaşkanlığını kazanamayacak. İkinci turda Erdoğan kazanabilir. Çünkü muhalefet o kadar hatalar yapıyor ki.

*Kahveler olmasa çoğu gazete çoktan yayından kalkmıştı.

*Severek evlenince sanki çiftler ömür boyu mutlu mesut yaşayacaklarmış gibi bir algı var. Böyle bir kesinlik yok bence.

*Bu devirde insan bazen kendisine tahammül edemiyor. Yeri geldiğinde eşine de tahammül edememesi çok normal.

*Şöyle güzelce yapılmış bir ızgara köfte olsa da yesek.

*Gazete demişken. Yarın Pazar. Hafta sonu. Belki ben de bir gazete alabilirim.

*İthal muz daha bir güzel değil mi yerli muza göre.

*Herkeste oluşmuş başka bir kanı: 40 yaşından sonra tüm hastalıklar ortaya çıkıyor. 40’a yaklaşan biri olarak bu beni de endişelendiriyor.

*Zakkum, Hatıran Yeter şarkısını harika söylemiş.

*Kemal Sunal filmleri neden mi hala izleniyor? Çünkü hala kira sorunu var ülkede.

*Okuma kampanyaları gibi yazma kampanyaları da yapmamız lazım. Herkes yazmalı. Bir sonraki kuşaklar için.

Mutluluk nedir?

     Mutluluk nedir biliyor musunuz? Akşam olduğunda ailecek bir sofranın başında toplanmaktır. Hep beraber televizyon izleyip, sohbet etmektir.

BATUHAN AYRILMA KARARI ALMIŞ…

     Tepkikolik’te, Batuhan ayrılmış. Bir zaman için ara vermek istemiş. Hak veriyorum. İnsan bazı zamanlar uzaklaşmak istiyor.

ARKA SOKAKLAR 17.SEZONUN NE ZAMAN BAŞLAYACAĞI BELLİ OLDU?

     Arka Sokaklar 17.sezon 14 Ekim Cuma günü başlıyormuş. Mesut olmadan nasıl geçecek bakalım sezon. Bu arada fragmanı beğendim. Seslendirenin sesinde 17.sezonun heyecanını hissediyorsunuz.

HASTANELERDEN HOŞLANMAZ MIYIM?

     Toplumun geneli hastaneden hoşlanmaz. Ama ben hoşlanırım. Rahatsızlıklarımızdan dolayı çok hastane sırası beklemişliğimiz vardır. O yüzden hastanelerden hoşlanırım ben.

BU SENE ŞAMPİYON OLABİLİRLER…

     Galatasaray’lılar, Fenerliler ile dalga geçiyorlar. Ne zamandır şampiyon olmuyor diye. Bir Galatasaray’lı olarak şunu söyleyebilirim: Bu sene Fener şampiyon olabilir.

GEZMEYİ DEĞİL AMA NEYİ SEVİYORUM?

     Ben gezmeyi sevmiyorum. Sadece gezmeye gittiğim yerlerden oranın simgesi şeyler almayı seviyorum.

BİR BARDAK ÇAY SINIRLAMASI…

     Evde çay yapıldığında en az iki bardak içmeden bırakmazdım. Ama artık bir bardak içmeye çalışıyorum. Her şeyin fazlası zarar değil mi?

MEHMET DEMİRKOL’UN KONUĞU CENK TOSUN…

     Mehmet Demirkol’un Galaxy Rehberi programının konuğu Cenk Tosun olmuş. Mehmet Demirkol’u severim ama bu programı sevdiğimi söyleyemem. Sıkıcı buluyorum.

ANTALYA’YA RUS AKINI…

     Rusya’nın seferberlik ilanından sonra Antalya’ya Rus akını varmış. Ev sıkıntısı çekiliyormuş. Kiralar alıp başını gitmiş. Kısacası Antalya, Ruslardan geçilmiyormuş.

 

Çocuklara sorulan ve benim sevmediğim soru...

     Çocuklara sorulan, “En çok anneni mi yoksa babanı mı seviyorsun?” sorusunu hiçbir zaman sevememişimdir. Bir çocuğa böyle soru sorulabilir mi? Çocuğun psikolojisini bozar bu soru. Çocuk için anne de birdir baba da.

SAĞLIĞIN ÖNEMİ…  

     Tekrar ve tekrar söylüyorum arkadaşlar: Sağlık önemli. Hem ruhen hem de bedenen. Belki çok klasik olacak ama: Sağlığınızın kıymetini bilin.

İNSAN YAPAR KARDEŞİM…

     Engereğin Gözü kitabını okuyorum. İktidar için insanların yapmayacakları şey yok. Kitapta anlatılanların hepsi doğru mu bilmiyorum. Ama insanın olduğu yerde her türlü kötülük olur.

BEN NEYİ ATLIYORUM?

     Bir yerlere gitmekten, gezilecek yerlerini gezmekten pek de zevk aldığımı söyleyemem. Bir şeyleri kaçırıyorum ama ne? Galiba ben de gezme ruhu yok. Gezmeyi sevmiyorum.

GECE YOLCULUĞU ÖZLENMİŞ…

     Gece yolculuğu yapmayı ve arabada uyumayı özlemişim. Dün gece araba ile yolculuk yaparken fark ettim bunu.

KARDEŞ KARDEŞE DÜŞMAN OLUR MU?

     Akraba olan ama birbirlerinden nefret eden insanlar görüyorum. Kardeşler görüyorum birbirinden nefret eden. Ne kadar da dünya gerçeği olsa da içime sindiremiyorum bunu. Hele ki bir zamanlar aynı çorbaya kaşık sallayan kardeşleri hiç sindiremiyorum. Kardeş kardeşe nasıl düşman olur ya? Oluyor işte. Menfaat dünyası.

 EKİM GELMEDEN DOĞALGAZI YAKABİLİRİZ…

     Havalar soğumaya başlamıştı zaten. Ama son birkaç gündür daha da bir soğudu. Böyle giderse birkaç güne doğalgazı yakabiliriz. Yani ekim ayı gelmeden doğalgazı yakacağız resmen.

 

İştahla kitap okumamı sağlayan paylaşım...

     Okumanın yararları ile ilgili İnstagram’da bir paylaşıma denk geldim. O paylaşım sayesinde, Safran Sarı kitabını kaldığım yerden okumaya başladım tekrar. Demek ki böyle durumlarda- yani canım kitap okumak istemediğinde- okumanın yararlarını tekrar okuyup, kendime hatırlatmam lazım. İştahla okudum kitabı diyebilirim. Ve yeniden her gün kitap okumaya döndüm. Umarım yine sıkılıp da okumayı bırakmam.

Yine bana hasret, yine bana hüsran var...

     Yine bana hasret, yine bana hüsran var diye mırıldanmaya başladıysam eğer… Yalnız kalma ve kendimi slov şarkılara vurma zamanım gelmiş demektir.

Kişisel gelişimciler mi haksız yoksa ben mi?

     Kişisel gelişimcilere güvenim kalmadı artık. İnsanı olmadık hayaller peşinde koşturuyorlar. Ya da ben yanlış düşünüyorum. Olmadık hayaller kuruyorum.

Pazar kahvaltısı değil cumartesi kahvaltısı...

     İş yerindekilerle kahvaltıya gidip gitmemekte kararsızdım. Daha yeni uyanmıştım. Tekrar yatağa girip uykuma devam etmek istiyordum. Ama kardeşim, “Git” dedi. Ben de onun sözüne uyarak gittim. İyi ki gitmişim. Sohbetin/muhabbetin dibine vurduk. Kahvaltından sonra da bir kahveciye gidip kahve içtik. Ben mocha aldım. Artık mocha da bana tatlı gelmeye başladı. Ama normal yani sek kahveye de daha alışamadım. Garip bir durum.

ONCA TABAĞI YERLEŞTİRME SORUNU…

     Serpme kahvaltı tercih ettik. Kişi başı 45 liraydı. Serpme kahvaltılarda da kahvaltılıklara yer bulma sorunu oluyor. Daracık masalara, onca küçük tabakları sıkıştırmaya/tıkıştırmaya çalışıyorlar.

KAHVALTI EDEMEYEN ANNE…

     Kahvaltıya çocuğuyla gelmişti bir arkadaşımız. Kahvaltı boyunca ağlamaktan rahat bırakmadı annesini. Doğru dürüst kahvaltı yapamadı kadın. Mecburen erkenden gitmek zorunda kaldı kahvaltıdan. “Bir daha çocukla gelmem artık. İyi ders oldu bu bana” dedi.

MEZARCI DİYE YOUTUBE KANALI İSMİ Mİ OLUR?

     Çocuğuyla gelen bir başka anne ise şanslıydı. Onun çocuğu 9-10 yaşlarında bir çocuktu. Telefonda kafa topu oyununu oynayarak, annesine sorun çıkarmadan geçirdi kahvaltıyı. Oyun oynadı dediysem tüm kahvaltı boyunca değil tabi. Takip ettiği YouTuberları söyledi. Hiç birini tanımıyorum. “Mezarcı” adlı bir YouTuber varmış. Onu takip ediyormuş. Aga bu nasıl isimdir ya. Hadi büyüklerin takip ettiği bir kanal olsa neyse de. Çocukların takip ettiği bir kanalın isminin mezarcı olması hoş değil. Bu kanal, oyun kanalı olsa bile.

BLOG YAZILARIMA FOTOĞRAF KOYMA ÖZLEMİ…

     Blogda yazılarıma fotoğraf koymayı özledim. Yeniden yazılarıma fotoğraf koyabilirim. Ama sonradan fotoğraf koymaktan sıkıldığımda da bu sefer blog çok şekilsiz duruyor. Bazı yazılarda fotoğraf oluyor, bazılarında olmuyor. Hoş bir görüntü olmuyor yani.

GARSONLARIN GÖREVİ OLDU…

     Kahvaltı ederken ve kahvaltımız bittikten sonra fotoğraf çektirdik tabi. Fotoğrafsız olur mu? Fotoğraf çekmesi için de bir garsondan rica ettik. O an şunu söyledim: “Müşterilerin fotoğraflarını çekmek de artık garsonların görev tanımı içine girdi.”

“BEN BOŞ BİR İNSAN MIYIM?”

     Kahvaltıya gelen kız arkadaşlardan biri, “Ben boş insanım. Devamlı evdeyim. Bir organizasyon olursa o yüzden hemen katılırım. Boş insan olmam sorun mu yoksa?” dedi. Hiç de sorun değil. Çoğumuz boşuz zaten. Sadece bunu dile getirmiyoruz. Bunu arkadaşıma söyleyemedim tabi. Sohbet sırasında kaynadı gitti.

Tam da gece yarısında yazılan bir yazı...

     Tam da gece yarısı olduğunda başladım yazıya. Sokakların sessizliğe hakim olduğu zaman diliminden. En sevdiğim saatlerden. Gecenin sessizliğinde sanki daha bir kendimim. Sanki bu saatlerde daha bir öz güvenim yerinde. Bu saatler, benim saatlerim. Sabahlara kadar otururdum bir zamanlar. Tarık bu nedenle, “Gecelerin yargıcı” derdi bana. Gecelerin yargıcından iyi geceler herkese.

BİM ve A101 gazete satsalar keşke...

     Aşı olduktan sonra markete gidip alışveriş yaptık. Gelmişken gazete alalım dedik. Yok, gazete bulamadık. Bir markete geliyordu gazete. Ona da iki gündür gelmiyormuş. “Keşke A101 ve BİM’de gazete satsa” dedim. Ama fazla getirisi yok. O yüzden girmezler gazete satış işine. 

KORONA AŞISINDA 3.DOZ…  

     Kardeşimle 3.doz Sinovac aşılarımızı olduk. Pazar günleri de 13:30 ile 16:00 arası aşılama devam ediyormuş. Biz gittiğimizde kimse yoktu. Biz adım attık, hastalar gelmeye başladı. Bizim ailede hep böyle oluyor nedense.

KAMURAN USLUER’Lİ BÖLÜM ÇOK KOMİKTİ…

     Dün akşam babamla, Zafer Algöz’ün, Kafa TV’deki Zafer Algöz Anlatıyor programını izledik. Kamuran Usluer ile olan anılarını anlattığı bölümü. Baya güldük babamla.