gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kalender Pide, hangi Türk filmine benziyor?

İbrahim Büyükak ve Tolga Çevik’in başrollerini oynadığı Kalender Pide hakkında İbrahim Büyükak’ın eşinin yaptığı yorum, İbrahim’in çok hoşuna gitmiş. Demiş ki eşi, “Eski Türk filmlerindeki tadı aldım Örnek vermek gerekirse de Şener Şen’in, Mesudiyeli Mesut’u oynadığı Milyarder filmi.” Ben bu filmi sevmem. Çünkü para uğruna insanların ne hallere düştüğünü görmek çok üzücü. Evet, o filmdeki anlatılanlar gerçek olabilir. Ama bu gerçekle her zaman yüzleşmek istemiyorum. O nedenle televizyonda bu filme denk gelirsem izlemem, başka kanala geçerim. Bu arada İbrahim Büyükak, film ya da dizi yazarken gündemdeki olaylar üzerinden şaka yazmadığını, çünkü film ve dizilerinin yıllar sonra da izlenmesini istediğini söyledi. İbrahim bu işi çözmüş. Yıllar sonra o espriyi kimse anlamayacak ve o espri, çöp bir espri olacak çünkü.

Altına hücum...

Güzel, sıcak bir cuma gününden merhaba. Aylardan mayıs. Ama dışarıdaki sıcak, tam bir yaz sıcağı. Az önce kütüphaneden kitap almaya gittim ve sıcak havayı deneyimledim. Benden geçer not aldı. Evet, bu sıcak, yaz sıcağı gibi. Kafama göre kitap bulmakta zorlandım. İki tane kitap seçtim. Umarım güzel çıkarlar. Altının devamlı yükselmesi nedeniyle millet altına yatırım yapıyor. Fiziki altın alıyor, fon alıyor, bankadan dijital altın alıyor. Resmen altın peynir ekmek gibi satıyor. Dünya ne kadar kaosa girerse altın o kadar yükseliyor. Önümüzdeki günlerin kaos olmadan geçeceğini düşünen var mı? Altına hücum devam edecek yani. Öyle bir film mi, kitap mı, ne vardı değil mi? Altına hücum diye. Yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum. Ya da uyduruyorum.

Bengü Beker'in sesi aynı Sezen Aksu...

Bengü Beker’in, Sana Yıldızlar Ödediğimden şarkısını dinledim. Sesi aynı Sezen Aksu’ya benziyor. Zaten şarkı da 90’lar şarkısı gibi. Mabel Matiz yapmış şarkıyı zaten. Eğer Mabel Matiz 90’larda çıkmış olsaydı efsaneler arasında adını çoktan yazdırmıştı. Yine efsane olacak o ayrı.

ARAŞTIRMA KİTABI YAZARDIM…

Ben bir kitap yazacak olsam, hikaye ya da roman olmazdı bu kitap. Daha çok araştırma kitabı olurdu. Belli bir konu üzerine çalışıp, o konu üzerinde devamlı kitap yazanlara her zaman imrenmişimdir.

HEM SÖZCÜ’DE ÇALIŞ, HEM DE SALLA…

Yılmaz Özdil’in hem Sözcü TV’de yorumcu olup hem de CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e sallaması rahatsız ediyor beni. Madem öyle Sözcü’de çalışma arkadaşım. O zaman rahat rahat ne istiyorsan söylersin, ne istiyorsan yazarsın. Sözcü TV yönetiminin de bence uyarması lazım kendisini.

Okan Buruk bir şansı daha hak ediyor...

Okan Buruk’a bir sene daha şans verilmeli bence. Son iki senede Avrupa’da yaşadıklarından kendine dersler çıkarmıştır diye düşünüyorum. Özellikle de bu sene baya dersler almış gibi duruyor. Üç orta saha ile oynamak gibi mesela. Savunma güvenliği öncelikli oyuna geçmek gibi mesela. Eğer gelecek sene de Avrupa’da başarısız olursa kimse kendisine tahammül etmez ve Galatasaray’dan gönderilir. Ama bu sefer başarılı olursa bir çeyrek final görürüz diye umuyorum. Ama bu başarı da nasıl olacak? Birçok giden olacak takımdan. Mesela Osimhen gibi. İcardi dönecek ama nasıl dönecek. Morata yeter mi? Transferde çok dikkatli olunması gerekiyor. Hatalı trasferler bir anda her şeyi kışa çevirebilir.

Özgür Özel'e yumruk...

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e yumruklu saldırı oldu. Neyse ki Özgür Özel’de bir şey yok. Yumruğu atan adam ise, iki çocuk katili bir baba. Bu adam gün yüzü görmemesi gerekirken şartlı tahliye ile salınmış. Şimdi bu adalet mi? Bu nasıl adalet? Bu adam toplum içine nasıl karışabiliyor? Gerçekten biz de nasıl bir adalet anlayışı var anlamak güç.

LİGE BİR ŞEYLER KATAR, KENDİNE DEĞİL…

Galatasaray’da, Osimhen kalacak mı gidecek mi tartışması devam ediyor. Bu konuda Erman Toroğlu, “Osimhen kalırsa lige bir şeyler katar ama kendisine değil” dedi. Doğru söylüyor. Bir Galatasaraylı olarak söylüyorum ki: Osimhen’in gitmesi lazım. Kendini büyük takımlarda görmesi lazım. Gün gelir, tekrar Galatasaray’a döner merak etmeyin.

Alpay Erdem...

*Alpay Erdem’in, kendine has bir komedi tarzı var. Yıllarca bu işten ekmek yiyebilir. Var bi yetenek adamda.

*İtiraf Et programından nedense bir soğudum. Daha da izlemek istemiyorum artık.

*Beşiktaş’ta, İmmobile 11’de oynamalı mı tartışması yaşanıyor. Büyük bir hayal kırıklığı gerçekten. Ama Beşiktaş’ta bir takım olamadı ki. Gerçek bir takım içinde görmek lazım bir de İmmobile’yi.

*Sihirli Annem ekibi film çekmiş ve 30 Mayıs’ta da sinemalardaymış. Ne ara çektiniz filmi? Daha film çekimi başladı haberleri yeni yeni çıkmamış mıydı yahu?

*Türkiye’de, 20 milyon kişi hiç evlenmemiş. Türkiye’de gelecek mi var ki insanlar evlensin? Çoluk çocuğa nasıl bakacak evlense?

*Bir ayda 9 kitap okumak. Ben daha bir kitabı bitiremedim. Bir ayda dokuz kitabı bitirebilmem için sadece işimin gücümün kitap okumak olması lazım.

*Fenerbahçe- Beşiktaş derbisini Fenerbahçe kazanır ve Mourinho ilk derbi galibiyetini alır.

 

Papa olmak isteyen Trump...

Trump, “Papa olmak isterdim” demiş. Elon Musk ile Trump, tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş derler ya. Tam tencere kapak olmuşlar. Bu tarz açıklamaları Elon yapar, ondan alışığız. Ama Trump’ın da ondan aşağı kalır yanı yok baksanıza. Çocuk gibi. Her şey olmak istiyor. Ama öyle ya da böyle bir şekilde gündem oluyor mu oluyor. Trump, işi çözmüş.

Gönlü tok papa...

Habertürk’te hemen Papa öldü mü, öldürüldü mü tartışması yapmaya başlamışlar. Komplo teorilerini çok seviyoruz abi. Adamın eceliyle ölmesi ilgimizi çekmiyor bizim. Ama öyle bir çağdayız ki. Dünya paranoyak oldu bırak bizi. Şimdi yeni papa seçilecek. Siyahi bir papa seçilebilirmiş. Şimdi bir de bu tartışma konusu: Siyahi papa olur mu, olmaz mı? Bir tanesi de “Vatikan’da taht kavgası başladı” diye başlık atmış. Duyan da Game of Thrones zannedecek. Bu arada ölen Papa Francis, papalığı boyunca hiç maaş almamış. Her şeyim devletten deyip paray pula tamah etmemiş anlaşılan. Böyle büyük bir mevkiye gelen birinden hiç beklenmeyecek hareketler bunlar. Ancak helal olsun denir böylesine.

Şener Üşümezsoy'a bakınca, gördüklerim...

Şener Üşümezsoy, deprem bilimciden daha çok bir vücut geliştirme sporcusuna benziyor. Jeologdan daha çok bir Kızılderiliye benziyor. Bir profesörden daha çok bir dağcıya benziyor. İlk bakışta insanı tedirgin ediyor. Programına davet eden bir sunucu olsam, yanına korkuyla yaklaşırdım. Bunlar dışardan gördüklerim. Birebir de belki çok cana yakındır. Benim gördüklerim, belki bir ön yargıdan ibarettir. Bugüne kadar kendisini hiç takım elbiseli görmedim. Kendine has bir tarzı var. Dış görünüşünden dolayı da sanki söyledikleri de doğru olamazmış gibi geliyor. Ama Yılmaz Özdil çok tutuyor onu. Hatta onun için bırakın iyi bir jeolog olmayı, onun için bir kahin diyor. “6,2 beklenen büyük depremdi artık büyük bir deprem olmayacak” görüşüne de asla katılmıyorum. Ben Celal ve Naci tarafındayım bu konuda.

İstanbul'dan kaçmak...

*Celal Şengör, büyük İstanbul depremi için artık yapılacak tek şeyin İstanbul’dan kaçmak olduğunu söyledi. Herkes kaçamayacağına göre. Kalanlar ne yapmalı onu söyle hocam sen?

*Kanal İstanbul muhabbeti bitmişti. Artık bir daha lafı edilmez diye düşünürken tekrar gündeme geldi. Kurtuluş yok mu bu kanaldan?

*Arkadaş yıllardan beri “Harry Potter dizisi geliyor, geldi, çekimler başlanacak, oyuncular şunlar olacak” denip duruyor ama ortada fol yok yumurta yok.

*Hayatını nasıl anlamlandırırsın? İşte bunun için çeşitli alternatifleri anlatmış Evrim Ağacı. Geniş kapsamlı bir video olmuş. Evrim Ağacı’nın YouTube kanalına bir bakın isterseniz.

*Galatasaray asla ve asla gelecek sezon Muslera ile yola devam etmemeli. Yoksa hem Galatasaray için hem de Muslera için felaket olur. Bu sene futbolu bırakmalı. Zirvede bırakmalı denen nokta var ya, işte tam da burası, bu yıl.

*Bu aralar en çok instagram’da takılıyorum. Çünkü haber ihtiyacımı artık İnstagram’da karşılıyorum. Eskiden bu kadar değildi. Ama şimdi anında haber. Bu yüzden X’e eskisi gibi girmiyorum.

*Günde 1000 kelime yazan bir adam vardı. Yahu abicim sen günde 1000 kelime yazacak ne buluyordun? Bize de söyle. Şurada ufak bir blog yazısı yazarken anamız ağlıyor. Sen nasıl yaptın bu işi?

*Uzun yazmadan bahsetmişken. Dün Yılmaz Özdil’in köşe yazısını okuyayım dedim. Oku oku bitmedi. Yarıda bıraktım. Çocuk başlıklı köşe yazısını bir okumaya çalışın isterseniz.

 

23 Nisan coşkusu ve İstanbul depremi korkusu...

15 dakika sonra saat gecenin 01.00’i olacak ve ben hala yatmadım. Yarın iş var. Bugün 23 Nisan’dan dolayı tatildim.

BAYRAMDAN, DEPREME GEÇİŞ…

İnstagram’dan ve televizyonlardan 23 Nisan kutlamalarını takip ederken İstanbul’da 6,2 şiddetinde bir deprem oldu ve gündem bir anda değişti. Bazı vatandaşlar geceyi dışarıda geçirecekler. Her depremden sonra konuşulan şeyler yine konuşuldu. Hepsi birkaç güne unutulur.

BİRAZ EŞREF RÜYA İZLEMECE…

Kanal D’de, Eşref Rüya dizisinin yeni bölümü vardı. Biraz onu izledim. Sevdiğim bir dizi ama oturup baştan sona bir diziyi izleyemiyorum, sıkılıyorum.

NEREDE O ESKİ MİLAN?

TRT Spor’da, İtalya Kupası Yarı Final maçı vardı. Son 10 dakikasını izledik. Milan 2-0 öndeydi. Biz açtık. Milan, üçüncü golü de attı ve maç öylece bitti. Milan finale çıktı. Nerede eski efsane Milan hey.

BİR ŞEY YAPMAYAN BİZLER…

İnstagram’da bir söze denk geldim. “Ortadoğulular üzülür ama bir şey yapmazlar” diye. Aynen öyle. Üzülüyoruz ama bir hazırlık yapalım derdimiz yok. Zaten geleceğe dönük bir şeyler yapmak hamurumuzda yoktur. Biz, anlık yaşarız. Geleceği düşünme yok.

CELAL HOCA NE DEĞİŞTİ?

Celal Şengör yıllar önce Kanal İstanbul’u savunmuş. Şimdi şiddetle karşı çıkıyor. Fatih Altaylı’nın bunu sorması lazım. O zaman niye onaylıyordu, şimdi niye karşı çıkıyor? Bıktık artık bir öyle bir böyle konuşanlardan ya. Neyse şimdi Celal Hoca’ya sallamayalım. Geçerli bir açıklaması vardır belki.

Kırmızı kart gören köpek...

Haftanın ilk gününü bir şekilde geride bırakmanın onur ve gururunu yaşıyorum. Kutlu olsun. Birkaç gündür yine doğru dürüst uyuyamıyorum. Uykusuzluk çok fena millet. Aman dikkat edin. Çok acıkmışım, tam da ben bu durumdayken taze ekmek gelmez mi. Biraz fazla kaçırdık tabi. Kurt gibi acıkacak hale gelinceye kadar beklemeyin. Sivrisinekler bir ay sonra uyanacaklarmış. Şimdiden hazırlıklar başlasın. Bu yaz çok çetin geçecek. Konya’da ise oynanan bir maç sırasında sahaya giren bir köpeğe, hakem tarafından kırmızı kart gösterilmiş. Köpeğin bakışların anladığım kadarıyla, “Bana da mı kırmızı kart?” diyordu hakeme. Acaba dişlerim, stres sebebiyle ağrıyor olabilir mi? Doktorlar her şeyi strese bağlıyorlar ya. Sadece bir tahmin.

İçerik üretmek, cesaret işi mi?

İçerik üretmek, cesaret ister mi? Video çekmek o kadar sıradan bir hale geldi ki artık. Onda ne var? Hemen bir dakikada bir shorts videosu yaparsın. Önemli olan içerik üreteceksin de ne olacak? İçerik üretmek zorunda mısın? Belki de sadece tüketici olman gerekiyor. İnsanlara anlatacak bir şeylerin varsa, durma hemen bir YouTube kanalı aç ve sabahtan akşama video çek.

YÖNÜNÜ ARARKEN…

Beyhan Budak’ın, 3 yıl önceki bir videosuna denk geldim. Sohbetin nasıl başlatılacağına dairdi videonun konusu. Hiç Beyhan Budak’lık bir konu değil aslında. Galiba o zamanlar, o da yönünü bulmaya çalışıyormuş. Ama sonunda bulmuş. Artık bir tarzı var. Hangi konular üzerine videolar çekeceği belli.

SENDEN ÇOKTAN GEÇMİŞ…

Cem Özer, YouTube’da Gece Rutini adında bir program yapmaya başlamış. 10 dakika izledim ve kapattım. Esprileri o kadar berbat ki. Konuşmasıyla o kadar büyük çamlar deviriyor ki. Program sunma ve espri işi Cem Özer’den çoktan geçmiş.

Oğuzhan Uğur, babasını da programa çıkaracak...

     Oğuzhan Uğur, babasını da Mevzular Açık Mikrofon’a konuk edecekmiş. Babası eski asker. Bu sefer karşısındaki babası olacak. Soru sorarken nasıl duygularda olacak acaba? Karşısındaki babası diye soru ayrımı yapacağını düşünmüyorum. Yine tarafsız olacaktır.

UĞUR DÜNDAR HAKKINDA YANLIŞ DÜŞÜNCEM…

     Uğur Dündar’ı kavga etmeyi bilmez sanırdım. Meğer hiç de öyle değilmiş. Boşuna dememiş bir videoda, “Biz de muhallebi çocuğu değiliz” diye. Kavga etmeyi bileceksin ama kimse sana saldırmadıkça keyfine adam dövmeyeceksin.

BABACAN VE DAVUTOĞLU BOŞUNA MI PARTİ KURDULAR?

     Ali Babacan ile Ahmet Davutoğlu boşuna mı parti kurdular? Geldikleri son durumu görünce cevabım evete daha yakın oluyor. Ama yine de cevap vermek için erken. Hele bir seçimlar yaklaşsın. Hele bir seçimler olsun. Seçimlerdeki performanslarına göre daha rahat ve daha net cevaplar vereceğiz.

ÇEKİÇLE TELEFON KIRMAK…

     Bir tane milletvekili, sosyal medya yasasını protesto etmek için meclis kürsüsünde elinde çekiçle telefon kırmış. Belki beni yadırgayacaksınız ama böyle protestoları ilgi çekici buluyorum ben. Ki, ilgi çekti ki ben de yazıyorum. Bu tip protestoları seviyorum. Kimseye zararı yok.

10-15 SANİYELİK VİDEOLAR OLUR MU?

     Zamanında, “10 saniyelik video mu olur?” diye düşünürdüm. Ama şimdilerde görüyorum ki oluyormuş. İnsan saniyeler içinde çok şeyler anlatabilirmiş. YouTube’daki çoğu kısa video, programlar içinden alınan kısa kesitler. Mesela Güldür Güldür’de, Şevket’in, her an karısının yanında oluşunu anlatması. Harika.

Ceyda Düvenci, Sinan Canan ve tespitlerim...

     Ceyda Düvenci’nin NTV’de sunduğu Bambaşka Sohbetler programından pek hoşlanmadığımı daha önce söylemiştim. YouTube’da gezinirken karşıma Sinan Canan’ın konuk olduğu program çıktı. O var diye izledim. İyi ki izlemişim. Kişisel gelişim üzerine harika tespitler vardı. Sinan Canan ile ilgili de şunu fark ettim: Sadece kendisi bir şeyler anlatırken pek verim alamıyorum kendisinden. Ama başka programlara konuk olduğunda sohbetine ve tespitlerine doyum olmuyor. Ceyda Düvenci programa özel bir defter tutuyor. Konukların söylediği güzel sözleri not alıyor. Programın sonunda da konuğundan bir söz yazmasını istiyor deftere. Konuk sözü yazdıktan sonra Ceyda nasıl bir program geçtiğini yazıyor deftere ve sesli okuyor. Bu uygulamayı çok beğendim ben.

Maske takmama cezası alıp, ödeme yapmayanlar yaşadı...

*Maske takmayıp ceza alan ve ödeyenlere paraları geri iade olmayacakmış. Ceza alıp ödemeyenlerin ise cezalarını iptal olacakmış. Bu nasıl iştir? Cezaları ödeyenler salak mı?

*Morali bozuk olana insana, “Güzel düşün, iyi düşün, hayırlısıyla bitecek bu iş” derken bi yandan fark ettim de benim de moralim düzelmeye başlamış. Kelimelerin sihri mi demek lazım yoksa.

*Yazı yazmak göründüğü gibi kolay bir iş değil. Beyin olarak çok yoruyor insanı.

*Fenerbahçe evinde Vavacars Fatih Karagümrük’ü 5-4 yendi. Böyle yüksek skorlu maçlarda hep Fener galip geliyor dikkat ettim de.

*Kişisel başarı beynimizi kandırmakla mı başlıyor? Beyni kandırmak üzerine de bir akım var.

*Bazen gereksizce konuşuyorum. Şu huyumu bi bitiremedim.

*Haftalar bitiyor, haftalar başlıyor. Peki elimizde kalan ne?

*Nejat İşler’in oynadığı Tamirhane filmi Kasım ayında vizyona girecekmiş.

*Bu akşam Çok Güzel Hareketler’den bir tane skeç izledim. Acayip kötüydü. Böyle giderse yayından kalkar program.

*Çakallarla Dans 6 geliyormuş. İki sene de bir böyle film çekecek herhalde bu ekip. Çakallarla Dans 10 veya 12 diye görürüz böyle giderse.

*Çikolatalı hamburger olur mu? Bir denemek lazım. Enteresan bir tat çıkabilir ortaya.

*Sabah gazetesi, “Legoyu Türkiye’ye getiriyoruz” diye yeri göğü inletmişti bir zamanlar. Hey gidi günler.

*Gazeteci Sedat Bozkurt’un iddiasına göre Erdoğan sadece A Haber ve TV24 kanalını izliyormuş. Bununla kalmayıp altyazılara da müdahale ediyormuş.

Yılmaz Erdoğan daha sıcak bir cevap verebilirdi...

     Yılmaz Erdoğan, Empati adındaki programa katıldı. Programın sunucusu Ahmet Mümtaz Taylan, Yılmaz Erdoğan için onca güzel şey söyledi. En sonunda da, “Kardeşim Yılmaz” dedi. Ama Yılmaz Erdoğan o sıcaklıkta karşılık vermedi. Ben daha candan bir karşılık beklerdim. “Şair, oyuncu, yönetmen, baba, iyi arkadaş” falan diye saydı. Yılmaz Erdoğan da, “Harika konuk dediği birazdan gelecek” dedi. Beklenen sıcaklıkta bir cevap değildi bu. “Çok teşekkür ederim bu söylediklerine. Ben de seni kardeşim gibi görüyorum Ahmet” diyebilirdi mesela.

BAŞROL OYUNCUSU HAKKINDA ÖN YARGILI YORUMUM…   

     Bir Peri Masalı dizisindeki erkek başrol oyuncusunu pek beğenmedim. Donuk kalıyor gibi. Tam bir başrol gibi değil. İtiraf ediyorum. Bu yorumu yaparken ön yargılı davranmış olabilirim. Başka bir dizide- hangi dizi olduğunu hatırlamıyorum- görüp ve o zaman da beğenmemiştim. Aranızda kim ön yargısızsa bir de o değerlendirsin.

AHMET DAVUTOĞLU BÖLÜMÜ YAYINDA…

     Oğuzhan Uğur’un sunduğu Mevzular Açık Mikrofon programının 5.bölüm konuğu Ahmet Davutoğlu. Bu bölüm tam 22 dakika önce yayına girdi ve bu kadar dakika da 61 bin kişi tarafından izlendi. 5 saat 14 dakika sürmüş program. Ayrıca Davutoğlu salondakilere kokoreç ısmarlamış.

KOKOREÇ HAKKINDAKİ SIRRIMI AÇIKLIYORUM…

     Büyük sırrımı açıklıyorum: Hayatımda sadece bir defa kokoreç yedim. Güzeldi. Ama bir daha yemedim. Çünkü alışkın değilim. Kokoreçi yerken ister istemez ne yediğime odaklanıyorum. Lokmalar boğazıma dizilmeye başlıyor. “Bir kere olsun yiyeceğim” dedim ve yedim. Şu an biraz açım. “Kokoreç olsa şimdi yer miydim?” diye sormadım değil kendime. Bol baharatlı ve biraz da acılı. Hayır, demezdim galiba. Yakın zamanda hayatımdaki ikinci kokoreçi yiyebilirim.

Türkiye'nin yeni Abbas Güçlü'sü, Oğuzhan Uğur'dur...

     Bir zamanlar, Abbas Güçlü ile Genç Bakış programı vardı. Kanal D’de. Çok izlerdik biz, ailecek. Çarşamba geceleri Türkiye’nin herhangi bir üniversitesinden yayın yapardı. Her çarşamba farklı farklı üniversiteler yani. Sonra gün gelip nedense yayından kaldırıldı. Böyle bir program açığı vardı. Bu açığı görüp de mi yaptı bu programı Oğuzhan Uğur bilmiyorum. Ama harika bir şey yaptığı ortada. Resmen YouTube’da yer yerinden oynadı. Millet böyle bir programa aç kalmış resmen. Siyasetçiye istediği sorabilmek ne güzel bir duyguymuş. Tekrar bunu yaşamaya başladı Türkiye, Babala TV’deki program sayesinde. Her program YouTube trendlerde bir numara oluyor. Milyonlarca izleniyor. Oğuzhan Uğur, moderatör olarak harika yönetiyor. Evet, Mevzular Açık Mikrofon programı, Abbas Güçlü ile Genç Bakış programının yerini almıştır.

Depremin merkez üssü, benim yaşadığım yermiş...

     Bugün 5,3 şiddetinde bir deprem oldu. Depremin merkez üssü ise benim yaşadığım yer, Düzce’nin Çilimli ilçesi. Baya iyi sallandık. Daha önce de küçük çaplı depremler oluyordu. Ama bu başkaydı.

CANLI YAYINDA DEPREM…

     Bu akşam kız kardeşim arkadaşlarıyla telefondan görüntülü konuşuyordu. O anda bir tane daha artçı deprem oldu. Kız kardeşimin arkadaşlarından birinin yorumu: “Canlı yayında deprem”

CILIMLI MI?

     15:40 gibi yaşanan depremi anlatan spiker, Çilimli yerine Cılımlı dedi. Adam ne yapsın, sitede öyle yazıyor. Daha sonra uyardılar onu ve doğrusunu söyledi. Türkçe karakter kurbanı oldu yani.

ESKİ DEPREMLERİ HATIRLATAN DEPREM…

     Deprem sırasında Bolu’da olan bir haber ajansı muhabiri, yaşanan depremle ilgili vatandaşların, “Büyük deprem zamanını hatırlatan depremler gibiydi” dediğini söyledi. Yazının en başında neden, “Bu başkaydı” dememin nedeni işte buydu.

GÜLE GÜLE SEZAİ KARAKOÇ…

     Sezai Karakoç dün hayatını kaybetmiş. Bugün de toprağa verildi. Sezai Karakoç dendiğinde benim aklıma Mona Rosa şiiri gelir. Bir kadına yazılmış bir şiir bu. Ama detayları hatırlamıyor. Zaten ölümü nedeniyle bir çok paylaşım yapıldı. Bu paylaşımlarda bu şiirin hikayesine yer verenler de vardı.

DOLARIN KAÇA KADAR YÜKSELSİN İSTİYORSUNUZ?

     Doların devamlı yükselmesini isteyenlere soruyorum: “Size kaç olsa yeter dolar?”

TARİHİ REKOR BAŞLIKLARI BAYDI ARTIK…

     “Dolardan tarihi rekor” gibi başlıklar sıkıcı olmaya başladı artık. Her gün rekor kırıyor Dolar. Her gün de aynı başlık olmaz ki. Biraz kendinizi geliştirin. Ya da dolar ne kadar olduysa sadece rakam olarak onu verin.

UMARIM DEEP YANILIR…

     Dün akşam Karadağ’ı, 2-1 yenip 2022 Katar Dünya Kupası elemelerinde play off oynamaya hak kazandık. Deep, “Bizim takım sadece tırışka takımları yenebiliyor, rezil olacağız” diye yorum yapmış bir önceki yazıma. Dün akşam çok gol şansı verdik. Başka takım olsa daha ilk yarıda maçı bitirirdi. O yüzden Deep’in yorumuna, “Hayır, yanlış düşünüyorsun” diyemiyorum.

 

 

Yeni içerik üretmek zorunda olmak yıpratıcı mı yoksa geliştirici mi?

     Her zaman yeni bir içerik üretmek zorunda olmak insanı tüketen bir şey mi, yoksa geliştiren bir şey mi? Bak bu konu üzerine düşünülür. 

ESKİ GÜNLERİ YAŞAMAYALIM SONRA…  

     Şeker fiyatlarına zam geldi. Eskiden şekeri zor bulurlarmış. Kağıdın içinde alırlarmış. Kağıttan külah yaparlarmış. Onun içine konulup satılırmış şeker. Çok kıymetliymiş eskiden. Eski günlere dönmeyelim yeniden. Eski günleri hatırlayıp nostalji yapmak güzel ama eski günlerin yokluğunu yaşamak güzel olmasa gerek.

SORGULAMAYAN İNSANIMIZ…

     İnsanlar, insanlarımız. Sormadan, sorgulamadan ürün alırlar. Sonradan da feryat figan ederler. “Bana öyle demediler, böyle demediler” diye. Biz millet olarak hak ediyoruz böyle şeyleri.

SQUİD GAME SKEÇİ…

     Çok Güzel Hareketler Bunlar 2’de, Squid Game’in parodisini yapmışlar. Zaman zaman güzel hareketler olsa da genelinde bir işe yaramaz bir skeç olmuş.

KENDİNİ NASIL PROGRAMLARSAN ÖYLE GİDER…

     İnsan kendini nasıl programlarsa öyle gidermiş. Amcaoğlu askerliğini 15 ay yapmıştı herhalde. Ben 6 ay yaptım. “15 ay askerliğe nasıl dayandın?” diye sorduğumda, “Zaten sen kendini giderken 15 aya göre programlıyorsun” demişti. Yani beyni ona göre ayarlıyorsun. Böylece 15 ayı çekilir kılıyorsun kendine.

RUHUM NASIL BİR YAZI STİLİ SEÇECEK BANA…

     Blog dünyamda yeni yeni şeyler deniyorum. Çok kısacık yazılar yazıyorum mesela. Ama bunlar bilinçli değil. O an içimden gelenler. Bakalım ruh halim beni nasıl bir yazı pratiğine yönlendirecek.

İNSTAGRAM’DA DURUM YAPTINIZ MI?

     İnstagram’da durum özelliği gelmiş. Siz yaptınız mı? Ben yaptım. “Şu an çalışıyorum” diye durum yaptım kendime. Ve ayrıca durum kısmına da not düştüm, “Biz çalışmaya mı geldik dünyaya?” diye.

DEĞİŞEN BİR ŞEY OLMAYACAK MI?

     Muhalefetin şimdiden yaptıklarını görünce, “Muhalefet kazandığında sanki yine değişen bir şey olmayacak gibi” diyorum.

SOSYAL MEDYA ÖNLEMİ ALMALIYIM…

     Dün gece tuvalet için uyandığımda sosyal medyaya baktım. Yarım saat geçirmişim. Acilen kendime önlem almalıyım.

BANA ÖNERİN…

     Ben uyurken bile para kazanabileceğim bir iş söyleyebilir misiniz bana?

İÇERİK SIKINTISI HER YERDE…

     Biz, Blogger’lar her gün ne yazsak diye düşünürken aynı şeyi YouTuberlar da düşünüyor. Artık çekilecek içerik kalmadı. O nedenle başka kanallardaki içerikleri de çekiyorlar. Tepkikolik’teki, erkeklerin doğum sancısı içeriğini Ali Biçim de çekmiş.

HAYATTAKİ MOTTOMUZ İÇİN BİR ÖNERİ…

     Hayat mottomuz aslında ne olmalı biliyor musunuz? “Bu işin doğasında var” cümlesi. Bir işe ya da bir ilişkiye başlarken gün gelip o işten çıkabileceğini, gün gelip o ilişkinin bitebileceğini düşünerek başlamalı insan, bir işe ve bir ilişkiye.

HALI YIKAMACILAR İYİ Kİ VARLAR…

     Halı yıkamacılar ne pratik değil mi? Alıyorlar, yıkıyorlar ve getiriyorlar. Artık kimsenin halı yıkamaya vakti yok. “Kurutmaya çalışırken yeniden kirleniyor” dedi annem mesela. Bir de onu yıkarken ki yorgunluk cabası.