Sıkılmak, mutlu olmak ve yarım bırakmak...

Öyle büyük büyük cümleler kuracak değilim. Benim cümlelerin her zaman kısadır ve özdür. O kadar detaya girmeyi sevmem. Sıkılırım. Gerçi benim sıkılmadığım hiçbir şey yok. Aslında sıkılmanın iyi olduğu ve yeni şeyler üretmek için bulunmaz bir fırsat olduğunu söylüyorlar. Sanırım ben bu fırsatı bu zamana kadar değerlendiremedim. Fırsatları değerlendirme konusunda iyi miyim? Bugüne kadar önüme bir fırsat geldi mi ki, onu bile bilmiyorum.

İNTERNET OLMASAYDI...

Aslında çoğu şeyi bilmiyorum. Bilmemenin de mutluluğun bir yolu olduğu söylenir. Bu mutlulukla ilgili de ne çok şeyler söylenir değil mi? Aslında internet olayı çıkmasa kaç kişi mutlu olmayı kafaya takardı ki? Kafaya takmak. Evet, kafaya taktığım birkaç şey vardır hayatımda. Ama bunların ne olduğunu sormayın lütfen bana. Bazı şeylerin gizli kalması gerekir. Yahu ben bazı şeyleri kendimden saklarken size nasıl söyleyebilirim. İnsan kendinden bir şeyler saklar mı? Evet, saklar. Hem de nasıl.

YARIM BIRAKMAK…

Elimdeki çayı yarıda bıraktım. Bugün çok içtim ya. Artık gitmiyor bu bardak. Bu da böyle kalsın, içilmemiş, yarım. Hayatta bazı şeyleri yarım bırakırız değil mi? Bazen bizim tercihimizdir, bazense hayatın bize dayatması. Hayatın bize dayatması. Acaba doğru bir ifade oldu mu diye düşünüyorum. Bakış açısına göre değişir.

YAPAMAMANIN GETİRDİĞİ GÜZELLİKLER…

Ben çok fazla sert bir açıdan bakmamak gerektiği düşüncesindeyim. Hayatın bize izin vermediği şeyler sonradan bize güzellikler olarak dönüyor. Yani her şeyi yapma şansımız yok. Ne kadar istesek de. O yüzden bir şey olmuyorsa olmuyordur. Zorlamanın alemi yok. Zorladıysak ve olmadıysa, kafaya takmanın alemi yok.

Ferdi Tayfur'un daha önceden bilmediğim dizisi...

YouTube’da ne izlesem diye dolanırken Ferdi Tayfur’un daha önce çekmiş olduğu bir diziye denk geldim. Memur Muzaffer dizinin adı. Daha önce böyle bir dizide oynadığını bilmiyordum. Bi 5 dakika izledim. Güzel bir aile dizisi. Zamanında bu diziyi neden izlememişim ya da neden hiç hatırlamıyorum bilmiyorum. Eski dizileri izlemek isteyenlere öneririm.

Yapmayarak pişman olmak...

*Hayatta yaptığın bir şeye mi pişman olmak  yoksa yapmadığın bir şeye mi pişman olmak? Ben yapmayarak pişman olmayı tercih ederim. Yaparak pişman olmak daha fazla üzer beni. Gün gelir görüşüm değişir, o ayrı.

*Gün boyu maç izleyerek geçirebilirim bir günü.

*YouTube’dan açıp Hababam Sınıfı’nı izlemem. Ama televizyonda denk geldiğimde izlerim. Sizce neden böyle?

*Beşiktaş taraftarının çok istediği şey olacak ve Şenol Güneş, Beşiktaş’a gelecek gibi.

*Müzik çalarken yazı yazamam normalde. Şu anda arka planda müzik çalarken yazmayı deneyeceğim bakalım.

*90’ların bir Pazar gününe gitmek isterdim. Kasetli olan o günlere. Dokunmatik telefonların olmadığı falan. Böyle uzar gider bu liste.

*Sayfalar dolusu kitaplar yazmak isterdim. 300-500 sayfalık. Yıllar önce bir roman okumuştum. 750 sayfa kadar. Onun gibi bir kitap yazmak isterdim.

*Amelie filmi çok sevilen filmler arasında. Ben de izledim. Ama bana hitap etmedi.

*Ara ara Yunus Emre dizisinin müziklerini dinlerim. Huzur verir bana.

*Nilay Örnek’in, Nasıl Olunur adında podcast yayını var. Alanında bir yerlere gelmiş kişiler geliyor ve anlatıyor. Kendime soruyorum şimdi, “Nasıl olunurmuş öğrendin mi?” diye. Bu sorunun cevabında kararsızım.

*Ekip biçip geçineceğimi bilsem hayatımı ekip biçmeye verirdim. Şu iş stresinden de kurtulurdum.

*Artık eskisi gibi hiçbir kanal Turist Ömer filmlerini yayınlamıyor. Keloğlan’ı da yayınlamıyorlar artık. Hiç olmazsa Pazar günleri öğleden sonraları için yayınlanmalılar.

 

Yemek videolarına hamburgerli çözüm...

     Tepkikolik’te yemeklere tepki bölümü var. Yemek yiyip, “Güzel veya kötü” diyorlar. Ya biz ekranda izleyenler ne yapsın? Bundan sonra böyle videolar izlemeden hamburger sipariş edeceğim. Onlar yemek yerken ben de hamburgerimi yiyeceğim. Bu videolara ancak böyle çözüm bulabilirim.

MEĞER ÇOK ÜNİVERSİTE İYİ DEĞİLMİŞ…

     Meğer her ile üniversite açılması güzel değilmiş. Meğer büyük şehirlerde yaşamak güzel bir şey değilmiş. Türkiye’nin çözülmesi gereken sorunlarından bunlar da. Biz millet olarak sayıya çok önem verip, kaliteye önem vermiyoruz. Çok üniversite bunu gösteriyor işte.

GÜZEL BELGESEL YAPAN İYİ KAZANIR…

     Şu aralar güzel belgesel yapabilen birileri çıkarsa parayı götürür. Olayları veya kişileri, tarafsız ve hakkını vererek belgesel yapanların çok iyi ekmek yiyeceği dönem bence.

Kişisel gelişim için YouTube kanalı mı açmak lazım?

     Kendini kişisel geliştirmenin yolu kendine YouTube kanalı açmaktan mı geçiyor? Direk bunu söyleyen olmadı. Ama ne yapmak istiyorsak bunu hemen hayata geçirmemizi söyledi dinlediğim kişisel gelişimciler. “Kitap mı yazmak istiyorsun, hemen yazmaya başla. YouTube kanalı mı açmak istiyorsun, hemen aç” gibi öğütler vardı mesela bugün dinlediğim bir videoda. Ama şu bir gerçek: Kendini göstererek bir YouTube kanalı açacaksan bu bir cesaret ve belli bir şeyleri aşmaktır kendi içinde.

HİÇ BİR ŞEY OLMADIĞINDA İZLENEBİLECEK BİR DİZİ… 

     Bir Peri Masalı dizisinin devam edeceğini düşünmediğimi daha önce yazmıştım. Yine aynı fikirdeyim. Ama hiç olmazsa izlenecek bir şey olmadığında izlenecek türden. Senaryo çok iyi düşünülmüş. Belki de dışardan alınma dizidir. Önemli olan diziyi devam ettirebilmek. Mantıklı olarak. Saçmalamadan.

ÖNEMLİ OLAN REYTİNG, AHLAK DEĞİL…

     Mutfak programlarından bir tanesinde daha önce o programdan para kazanmaya çalışan bir yarışmacıyı yeniden programa davet etmişler. Yani kanal diyor ki, “Benim için reyting önemli. Yoksa daha önce sahtekarlık yapmış olması önemli değil.” Her şey para olmuş dostlar. Her şeyin para olduğunu bilmiyor muyum? Biliyorum. Ama insan büyük kanala yakışır bir davranış bekliyor ister istemez.

MEVZULAR AÇIK MİKROFON’A KATILANLARIN BEDEN DİLLERİ…

     Oğuzhan Uğur, YouTube kanalında doğru adımlar atmaya devam ediyor. Mevzular Açık Mikrofon’a katılan siyasi liderlerin beden dilleri ne söylüyor? İşte bunun analizini Aşkım Kapışmak’a yaptırıyor yeni programında. İlk olarak Ümit Özdağ’ı analiz etmiş. 10 dakika bi izledim. Aklımda kalan cümlesi şu oldu: “Karşınızdaki kişinin ayakları yalan söylemez. Artık gözler de yalan söylüyor.”

 

Oğuzhan Uğur, babasını da programa çıkaracak...

     Oğuzhan Uğur, babasını da Mevzular Açık Mikrofon’a konuk edecekmiş. Babası eski asker. Bu sefer karşısındaki babası olacak. Soru sorarken nasıl duygularda olacak acaba? Karşısındaki babası diye soru ayrımı yapacağını düşünmüyorum. Yine tarafsız olacaktır.

UĞUR DÜNDAR HAKKINDA YANLIŞ DÜŞÜNCEM…

     Uğur Dündar’ı kavga etmeyi bilmez sanırdım. Meğer hiç de öyle değilmiş. Boşuna dememiş bir videoda, “Biz de muhallebi çocuğu değiliz” diye. Kavga etmeyi bileceksin ama kimse sana saldırmadıkça keyfine adam dövmeyeceksin.

BABACAN VE DAVUTOĞLU BOŞUNA MI PARTİ KURDULAR?

     Ali Babacan ile Ahmet Davutoğlu boşuna mı parti kurdular? Geldikleri son durumu görünce cevabım evete daha yakın oluyor. Ama yine de cevap vermek için erken. Hele bir seçimlar yaklaşsın. Hele bir seçimler olsun. Seçimlerdeki performanslarına göre daha rahat ve daha net cevaplar vereceğiz.

ÇEKİÇLE TELEFON KIRMAK…

     Bir tane milletvekili, sosyal medya yasasını protesto etmek için meclis kürsüsünde elinde çekiçle telefon kırmış. Belki beni yadırgayacaksınız ama böyle protestoları ilgi çekici buluyorum ben. Ki, ilgi çekti ki ben de yazıyorum. Bu tip protestoları seviyorum. Kimseye zararı yok.

10-15 SANİYELİK VİDEOLAR OLUR MU?

     Zamanında, “10 saniyelik video mu olur?” diye düşünürdüm. Ama şimdilerde görüyorum ki oluyormuş. İnsan saniyeler içinde çok şeyler anlatabilirmiş. YouTube’daki çoğu kısa video, programlar içinden alınan kısa kesitler. Mesela Güldür Güldür’de, Şevket’in, her an karısının yanında oluşunu anlatması. Harika.

Ceyda Düvenci, Sinan Canan ve tespitlerim...

     Ceyda Düvenci’nin NTV’de sunduğu Bambaşka Sohbetler programından pek hoşlanmadığımı daha önce söylemiştim. YouTube’da gezinirken karşıma Sinan Canan’ın konuk olduğu program çıktı. O var diye izledim. İyi ki izlemişim. Kişisel gelişim üzerine harika tespitler vardı. Sinan Canan ile ilgili de şunu fark ettim: Sadece kendisi bir şeyler anlatırken pek verim alamıyorum kendisinden. Ama başka programlara konuk olduğunda sohbetine ve tespitlerine doyum olmuyor. Ceyda Düvenci programa özel bir defter tutuyor. Konukların söylediği güzel sözleri not alıyor. Programın sonunda da konuğundan bir söz yazmasını istiyor deftere. Konuk sözü yazdıktan sonra Ceyda nasıl bir program geçtiğini yazıyor deftere ve sesli okuyor. Bu uygulamayı çok beğendim ben.