Selim Allame ölmemiş...

Bir Gece Masalı’nda, Selim Allame sözde ölmüştü. Son bölümde öğrendik ki ölmemiş. Arkadaş bu kötüler de dokuz canlı oluyorlar. Ölmüyor insanlar. Gerçek hayatta bu Selim gibi bir çok psikopat var. Haberleri biraz izlemeniz yeter bu tip psikopatları görmeniz için. Öldüğünden emin olmak için cesedini görmeden inanmaz artık bundan sonra Mahir. Yoksa bir anda böyle yırtık dondan çıkar gibi çıkıyor işte.

Slov şarkı dinlemeye hakkım var mıydı?

Gece yarısına çok az kaldı. Eskiden gece yarılarında programlar olurdu televizyonlarda. Sonra radyoları dinlerdik. Geceleri slov şarkılar çalardı radyolar. Olmayan sevgilimizi düşünerek dinlerdik o şarkıları. Bir yerde okumuştum. Aşk şarkıları dinleyip hüzünlenmek için illa bir aşk acısı çekiyor olmanız gerekmiyor diyordu. Evet, doğru aslında. Ama bu utanılacak bir şeydi sanki. Sevgilin yoksa ve daha önce hiç aşk acısı çekmediysen bu slov şarkıları dinlediğini söylemeye hakkın yok gibiydi. Belki de böyle bir şey hiç olmadı. Ben saçmalıyorum. Belki de kendi kendime düşünüyordum bunu. Bir sevgilim yoktu ve hiç aşk acısı çekmemiştim. O zaman bu şarkıları dinleyip niye hüzünleniyordum? Buna hakım var mıydı? Bir ton saçmalık işte.

Gönlü tok papa...

Habertürk’te hemen Papa öldü mü, öldürüldü mü tartışması yapmaya başlamışlar. Komplo teorilerini çok seviyoruz abi. Adamın eceliyle ölmesi ilgimizi çekmiyor bizim. Ama öyle bir çağdayız ki. Dünya paranoyak oldu bırak bizi. Şimdi yeni papa seçilecek. Siyahi bir papa seçilebilirmiş. Şimdi bir de bu tartışma konusu: Siyahi papa olur mu, olmaz mı? Bir tanesi de “Vatikan’da taht kavgası başladı” diye başlık atmış. Duyan da Game of Thrones zannedecek. Bu arada ölen Papa Francis, papalığı boyunca hiç maaş almamış. Her şeyim devletten deyip paray pula tamah etmemiş anlaşılan. Böyle büyük bir mevkiye gelen birinden hiç beklenmeyecek hareketler bunlar. Ancak helal olsun denir böylesine.

Şener Üşümezsoy'a bakınca, gördüklerim...

Şener Üşümezsoy, deprem bilimciden daha çok bir vücut geliştirme sporcusuna benziyor. Jeologdan daha çok bir Kızılderiliye benziyor. Bir profesörden daha çok bir dağcıya benziyor. İlk bakışta insanı tedirgin ediyor. Programına davet eden bir sunucu olsam, yanına korkuyla yaklaşırdım. Bunlar dışardan gördüklerim. Birebir de belki çok cana yakındır. Benim gördüklerim, belki bir ön yargıdan ibarettir. Bugüne kadar kendisini hiç takım elbiseli görmedim. Kendine has bir tarzı var. Dış görünüşünden dolayı da sanki söyledikleri de doğru olamazmış gibi geliyor. Ama Yılmaz Özdil çok tutuyor onu. Hatta onun için bırakın iyi bir jeolog olmayı, onun için bir kahin diyor. “6,2 beklenen büyük depremdi artık büyük bir deprem olmayacak” görüşüne de asla katılmıyorum. Ben Celal ve Naci tarafındayım bu konuda.

İstanbul'dan kaçmak...

*Celal Şengör, büyük İstanbul depremi için artık yapılacak tek şeyin İstanbul’dan kaçmak olduğunu söyledi. Herkes kaçamayacağına göre. Kalanlar ne yapmalı onu söyle hocam sen?

*Kanal İstanbul muhabbeti bitmişti. Artık bir daha lafı edilmez diye düşünürken tekrar gündeme geldi. Kurtuluş yok mu bu kanaldan?

*Arkadaş yıllardan beri “Harry Potter dizisi geliyor, geldi, çekimler başlanacak, oyuncular şunlar olacak” denip duruyor ama ortada fol yok yumurta yok.

*Hayatını nasıl anlamlandırırsın? İşte bunun için çeşitli alternatifleri anlatmış Evrim Ağacı. Geniş kapsamlı bir video olmuş. Evrim Ağacı’nın YouTube kanalına bir bakın isterseniz.

*Galatasaray asla ve asla gelecek sezon Muslera ile yola devam etmemeli. Yoksa hem Galatasaray için hem de Muslera için felaket olur. Bu sene futbolu bırakmalı. Zirvede bırakmalı denen nokta var ya, işte tam da burası, bu yıl.

*Bu aralar en çok instagram’da takılıyorum. Çünkü haber ihtiyacımı artık İnstagram’da karşılıyorum. Eskiden bu kadar değildi. Ama şimdi anında haber. Bu yüzden X’e eskisi gibi girmiyorum.

*Günde 1000 kelime yazan bir adam vardı. Yahu abicim sen günde 1000 kelime yazacak ne buluyordun? Bize de söyle. Şurada ufak bir blog yazısı yazarken anamız ağlıyor. Sen nasıl yaptın bu işi?

*Uzun yazmadan bahsetmişken. Dün Yılmaz Özdil’in köşe yazısını okuyayım dedim. Oku oku bitmedi. Yarıda bıraktım. Çocuk başlıklı köşe yazısını bir okumaya çalışın isterseniz.

 

23 Nisan coşkusu ve İstanbul depremi korkusu...

15 dakika sonra saat gecenin 01.00’i olacak ve ben hala yatmadım. Yarın iş var. Bugün 23 Nisan’dan dolayı tatildim.

BAYRAMDAN, DEPREME GEÇİŞ…

İnstagram’dan ve televizyonlardan 23 Nisan kutlamalarını takip ederken İstanbul’da 6,2 şiddetinde bir deprem oldu ve gündem bir anda değişti. Bazı vatandaşlar geceyi dışarıda geçirecekler. Her depremden sonra konuşulan şeyler yine konuşuldu. Hepsi birkaç güne unutulur.

BİRAZ EŞREF RÜYA İZLEMECE…

Kanal D’de, Eşref Rüya dizisinin yeni bölümü vardı. Biraz onu izledim. Sevdiğim bir dizi ama oturup baştan sona bir diziyi izleyemiyorum, sıkılıyorum.

NEREDE O ESKİ MİLAN?

TRT Spor’da, İtalya Kupası Yarı Final maçı vardı. Son 10 dakikasını izledik. Milan 2-0 öndeydi. Biz açtık. Milan, üçüncü golü de attı ve maç öylece bitti. Milan finale çıktı. Nerede eski efsane Milan hey.

BİR ŞEY YAPMAYAN BİZLER…

İnstagram’da bir söze denk geldim. “Ortadoğulular üzülür ama bir şey yapmazlar” diye. Aynen öyle. Üzülüyoruz ama bir hazırlık yapalım derdimiz yok. Zaten geleceğe dönük bir şeyler yapmak hamurumuzda yoktur. Biz, anlık yaşarız. Geleceği düşünme yok.

CELAL HOCA NE DEĞİŞTİ?

Celal Şengör yıllar önce Kanal İstanbul’u savunmuş. Şimdi şiddetle karşı çıkıyor. Fatih Altaylı’nın bunu sorması lazım. O zaman niye onaylıyordu, şimdi niye karşı çıkıyor? Bıktık artık bir öyle bir böyle konuşanlardan ya. Neyse şimdi Celal Hoca’ya sallamayalım. Geçerli bir açıklaması vardır belki.

Kırmızı kart gören köpek...

Haftanın ilk gününü bir şekilde geride bırakmanın onur ve gururunu yaşıyorum. Kutlu olsun. Birkaç gündür yine doğru dürüst uyuyamıyorum. Uykusuzluk çok fena millet. Aman dikkat edin. Çok acıkmışım, tam da ben bu durumdayken taze ekmek gelmez mi. Biraz fazla kaçırdık tabi. Kurt gibi acıkacak hale gelinceye kadar beklemeyin. Sivrisinekler bir ay sonra uyanacaklarmış. Şimdiden hazırlıklar başlasın. Bu yaz çok çetin geçecek. Konya’da ise oynanan bir maç sırasında sahaya giren bir köpeğe, hakem tarafından kırmızı kart gösterilmiş. Köpeğin bakışların anladığım kadarıyla, “Bana da mı kırmızı kart?” diyordu hakeme. Acaba dişlerim, stres sebebiyle ağrıyor olabilir mi? Doktorlar her şeyi strese bağlıyorlar ya. Sadece bir tahmin.