Okan Buruk’a bir sene daha şans verilmeli bence. Son iki senede Avrupa’da yaşadıklarından kendine dersler çıkarmıştır diye düşünüyorum. Özellikle de bu sene baya dersler almış gibi duruyor. Üç orta saha ile oynamak gibi mesela. Savunma güvenliği öncelikli oyuna geçmek gibi mesela. Eğer gelecek sene de Avrupa’da başarısız olursa kimse kendisine tahammül etmez ve Galatasaray’dan gönderilir. Ama bu sefer başarılı olursa bir çeyrek final görürüz diye umuyorum. Ama bu başarı da nasıl olacak? Birçok giden olacak takımdan. Mesela Osimhen gibi. İcardi dönecek ama nasıl dönecek. Morata yeter mi? Transferde çok dikkatli olunması gerekiyor. Hatalı trasferler bir anda her şeyi kışa çevirebilir.
Okan Buruk bir şansı daha hak ediyor...
Özgür Özel'e yumruk...
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e yumruklu saldırı oldu. Neyse ki Özgür Özel’de bir şey yok. Yumruğu atan adam ise, iki çocuk katili bir baba. Bu adam gün yüzü görmemesi gerekirken şartlı tahliye ile salınmış. Şimdi bu adalet mi? Bu nasıl adalet? Bu adam toplum içine nasıl karışabiliyor? Gerçekten biz de nasıl bir adalet anlayışı var anlamak güç.
LİGE
BİR ŞEYLER KATAR, KENDİNE DEĞİL…
Galatasaray’da,
Osimhen kalacak mı gidecek mi tartışması devam ediyor. Bu konuda Erman Toroğlu,
“Osimhen kalırsa lige bir şeyler katar ama kendisine değil” dedi. Doğru
söylüyor. Bir Galatasaraylı olarak söylüyorum ki: Osimhen’in gitmesi lazım.
Kendini büyük takımlarda görmesi lazım. Gün gelir, tekrar Galatasaray’a döner
merak etmeyin.
İşin özü yazmak...
Bazen yazma pratiği olsun diye saçmalamayı önerirler. Peki nasıl saçmalamak? Bana saçmalama örneği bir yazı gösterir misiniz? Nedense her zaman bir örnek görmek isterim. Kendim direk bir şeyi yapamam. Önce örneği göreceğim, durumu kavrayacağım sonra da kendim o şeyi yapacağım. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı sonuçta değil mi? Yazılarımda yargı dağıtmayı da sevmiyorum. Ben sadece olanı yazmak istiyorum. Hiçbir şeyi beğenmeyen yazar takımından olmak istemiyorum. Her şeye bir kulp bulan yazarlardan da olmak istemiyorum. Bazen sadece olanı yazmak istiyorum. Yorumsuz bir şekilde. Tarihe not düşmek derler ya. İşte sadece not düşmek amaçlı yazmak istiyorum. Yani işi özü yazmak. Her zaman yazmak.
Alpay Erdem...
*Alpay Erdem’in, kendine has bir komedi tarzı var. Yıllarca bu işten ekmek yiyebilir. Var bi yetenek adamda.
*İtiraf
Et programından nedense bir soğudum. Daha da izlemek istemiyorum artık.
*Beşiktaş’ta,
İmmobile 11’de oynamalı mı tartışması yaşanıyor. Büyük bir hayal kırıklığı
gerçekten. Ama Beşiktaş’ta bir takım olamadı ki. Gerçek bir takım içinde görmek
lazım bir de İmmobile’yi.
*Sihirli
Annem ekibi film çekmiş ve 30 Mayıs’ta da sinemalardaymış. Ne ara çektiniz
filmi? Daha film çekimi başladı haberleri yeni yeni çıkmamış mıydı yahu?
*Türkiye’de,
20 milyon kişi hiç evlenmemiş. Türkiye’de gelecek mi var ki insanlar evlensin?
Çoluk çocuğa nasıl bakacak evlense?
*Bir
ayda 9 kitap okumak. Ben daha bir kitabı bitiremedim. Bir ayda dokuz kitabı
bitirebilmem için sadece işimin gücümün kitap okumak olması lazım.
*Fenerbahçe-
Beşiktaş derbisini Fenerbahçe kazanır ve Mourinho ilk derbi galibiyetini alır.
Papa olmak isteyen Trump...
Trump, “Papa olmak isterdim” demiş. Elon Musk ile Trump, tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş derler ya. Tam tencere kapak olmuşlar. Bu tarz açıklamaları Elon yapar, ondan alışığız. Ama Trump’ın da ondan aşağı kalır yanı yok baksanıza. Çocuk gibi. Her şey olmak istiyor. Ama öyle ya da böyle bir şekilde gündem oluyor mu oluyor. Trump, işi çözmüş.
Selim Allame ölmemiş...
Bir Gece Masalı’nda, Selim Allame sözde ölmüştü. Son bölümde öğrendik ki ölmemiş. Arkadaş bu kötüler de dokuz canlı oluyorlar. Ölmüyor insanlar. Gerçek hayatta bu Selim gibi bir çok psikopat var. Haberleri biraz izlemeniz yeter bu tip psikopatları görmeniz için. Öldüğünden emin olmak için cesedini görmeden inanmaz artık bundan sonra Mahir. Yoksa bir anda böyle yırtık dondan çıkar gibi çıkıyor işte.
Slov şarkı dinlemeye hakkım var mıydı?
Gece yarısına çok az kaldı. Eskiden gece yarılarında programlar olurdu televizyonlarda. Sonra radyoları dinlerdik. Geceleri slov şarkılar çalardı radyolar. Olmayan sevgilimizi düşünerek dinlerdik o şarkıları. Bir yerde okumuştum. Aşk şarkıları dinleyip hüzünlenmek için illa bir aşk acısı çekiyor olmanız gerekmiyor diyordu. Evet, doğru aslında. Ama bu utanılacak bir şeydi sanki. Sevgilin yoksa ve daha önce hiç aşk acısı çekmediysen bu slov şarkıları dinlediğini söylemeye hakkın yok gibiydi. Belki de böyle bir şey hiç olmadı. Ben saçmalıyorum. Belki de kendi kendime düşünüyordum bunu. Bir sevgilim yoktu ve hiç aşk acısı çekmemiştim. O zaman bu şarkıları dinleyip niye hüzünleniyordum? Buna hakım var mıydı? Bir ton saçmalık işte.